Psikoterapi Ne Değildir?
- Zuhal Akıntı
- 16 Mar
- 2 dakikada okunur
İyileşme Yolculuğuna Gerçekçi Bir Bakış
Psikoterapiye başlama kararı, çoğu zaman içinden çıkılmaz görünen bir krizin ortasında veya yılların birikimiyle iyice ağırlaşan o çerçevelerin artık taşınamadığı bir noktada alınır. Böyle anlarda, belki de umursamazlığın sıradanlaştığı bir dünyada, hızlı bir rahatlama ve kesin çözümler arayışına girmemiz çok insancadır. Ancak bu sürecin doğasını, sınırlarını ve o müphem özgürlük alanını doğru anlamak, iyileşme denilen meşakkatli yoldaki en kıymetli adımdır. Terapinin ne olduğunu kavramak kadar, ne olmadığını da apaçık etmek gerekir.
1. Terapi, size nasıl yaşayacağınızı söyleyen bir "tavsiye" mercii değildir.
Gündelik hayatta, özellikle de hangi yaşamların "doğru ve yaşanabilir" olduğuna başkalarının karar verdiği toplumsal sistemlerde, sürekli ne yapmamız gerektiğine dair dışarıdan gelen seslere maruz kalırız. Oysa terapi odası, size yeni doğrular dayatan veya "Şunu yapmalısın" diyen bir iktidar alanı değildir. Terapistin rolü adınıza karar vermek değil; kendi içinizdeki o çoklu anlamları fark edebilmeniz, kendi sesinizi yeniden duyabilmeniz ve kendi gerçeğinizin sorumluluğunu alabileceğiniz bir müzakere alanı açmaktır.
2. Geçmişi bir çırpıda silip atan sihirli bir değnek değildir.
Psikanalitik yönelimli süreçlerde, bugünkü krizlerin veya ruhsal sıkışmışlıkların kökenlerinin çok daha gerilerde, erken dönem deneyimlerde ve bilinçdışı döngülerde yattığını biliriz. Yılların birikimiyle ağırlaşan savunmaların, dış dünyanın beklentileriyle inşa edilmiş ilişkilenme biçimlerinin birkaç seans içinde tamamen buharlaşmasını beklemek gerçekçi olmaz. Terapi; o katı çerçeveleri yerinden oynatmak için zamana, emeğe ve çoğu zaman o müphem alanda sabırla kalmaya ihtiyaç duyan köklü bir çalışmadır.
3. Yalnızca geçici bir "dertleşme" ve rahatlama alanı değildir.
Toplumsal bağların giderek koptuğu, insanların birbirinden yalıtıldığı dönemlerde birinin bizi gerçekten dinlemesi elbette rahatlatıcıdır. Ancak terapötik çerçeve, sosyal bir sohbetten farklıdır. Burası; yargılanma, dışlanma veya "değersiz" hissettirilme korkusu olmadan, en karanlık ve ihmal edilmiş köşelere dahi bakılabilen yapılandırılmış bir alandır. Bu alan, anlık bir umursama halinin ötesine geçerek, anlattıklarınız üzerinden kendi yaşamınızın ve bedensel deneyimlerinizin dinamiklerini kavramanıza olanak tanır.
4. Kesintisiz bir "mutluluk" veya dikensiz bir hayat vaadi değildir.
Terapinin amacı sizi sürekli mutlu, normlara "uyumlu" veya sorunsuz birine dönüştürmek değildir; çünkü insan olmanın, kayıpların ve hüsranın yok sayılamayacağı bir ağırlığı vardır. Hatta süreç boyunca, o yüzleşmekten kaçınılan acılarla veya geçmişin izleriyle temas ettikçe geçici bir sarsılma yaşanması oldukça olağandır. Asıl mesele, acıyı tamamen yok etmek değil; o acıyla birlikte yaşayabilme, dış dünyanın dayatmalarına karşı içeride o kolektif ve bireysel dayanıklılığı inşa edebilme kapasitesini geliştirmektir.
Sonuç Olarak;
Psikoterapi, yıllardır taşıdığınız o ağır çerçeveleri anlamlandırmak ve onları yerinden oynatmak için çıkılan cesur bir yolculuktur. Bu yol, zaman zaman zorlayıcı olsa da; kişinin kendi hikâyesindeki gücü yeniden eline alması, tekrarlayan yıkıcı döngüleri kırması ve kendine ait, daha "yaşanabilir" bir alan yaratması için atılmış en sahici adımdır.
Yorumlar